KALP VE DAMAR CERRAHİSİ EKİBİ
 
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ DOKTORLARI
 
 
 
 
OP. DR. AHMET AKSOY
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ UZMANI
 
OP. DR. İLKER TEKİN
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ UZMANI
 
OP. DR. İREM İRİS KAN AYTAÇ
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ UZMANI
 
OP. DR. LEVENT MAVİOĞLU
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ UZMANI
 
 
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ ANESTEZİ DOKTORLARI
 
 
   
UZ. DR. DİLBER İŞLER
ANESTEZİ UZMANI

 
UZ. DR. KUDRET ALAN
ANESTEZİ UZMANI
 
UZ. DR. ÖZLEM ÖNER
ANESTEZİ UZMANI
 
UZ. DR. SADIK FİDAN
ANESTEZİ UZMANI
 
 
PERFÜZYONİSTLER
 
 
EMİNE KARACA
PERFÜZYONİST
 
MUSTAFA KOÇER
PERFÜZYONİST
 
 
ANESTEZİ TEKNİSYENLERİ
 
 
BEDRİ HOCAOĞLU
ANESTEZİ TEKNİSYENİ
 
FATMA GÜNEŞ
ANESTEZİ TEKNİSYENİ
 
 
   
 

KORONER BYPASS AMELİYATI

Her organ gibi kalbimizin de yaşamak ve görevini yapmak için kanla beslenmeye gereksinim duyar. Kan kalp kasımıza koroner arter adı verilen atardamarlar yoluyla gelir. Bilindiği gibi damar sertliği (ateroskleroz) tüm vücuttaki damar iç duvarında yerleşebilen ve yerleştiği bölgede darlıklara neden olan bir hastalıktır. Koroner arterler de damar sertliğinden önemli oranda etkilenir. Bunun sonucunda kalp kasının beslenmesi için tek kaynak olan koroner arterlerde daralmalar ve tıkanmalar oluşabilir. İskemik kalp hastalığı dediğimiz bu tablo kendini genellikle "anjina" adı verilen bir ağrı ile gösterir. Anjina her hastada olmamakla birlikte, genellikle bir kalp krizinin en önemli habercisidir.
Bazende hastalar hiç ağrı tanımlamadan da kalp krizi geçirebilir. Göğüs ağrısına ve kalp krizine neden olan koroner arterlerdeki daralmalar belli bir seviyenin üzerine çıktığında kanın akışında engel oluşturur. Bu da kalbin yeterince beslenememesi ve dolayısıyla görevini tam anlamıyla yapamaması anlamına gelir. Bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırmak amacıyla uygulanan cerrahi işleme koroner bypass ameliyatı denilir. Koroner bypass ameliyatının amacı; varsa göğüs ağrısını ortadan kaldırmak ve oluşabilecek bir kalp krizinin önüne geçmektir. Böylece hastanın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ve ömrünün uzatılması amaçlanır.

KİMLER KORONER BYPASS AMELİYATINA ADAYDIR ?

Koroner arterlerin daralmalarında tedavi çin 3 seçenek söz konusudur. Bunlar; ilaç tedavisi, koroner balon anjioplasti (stent uygulamaları bu grup içinde düşünülür) ve koroner bypass ameliyatıdır. Hangi tedavi şeklinin seçilmesi gerektiğine, hastalığın durumu göre kalp cerrahı ve kardiyolog birlikte karar verir. Tedavi yönteminin seçiminde; hastanın genel durumu, koroner arterlerin yapısı ve kalbin kasılma gücü gibi bir çok faktör etkili olur.

AMELİYAT NEKADAR SÜRMEKTEDİR ?

Ameliyat süresi yapılacak bypass sayısına ve varsa ek işlemlere bağlı olarak değişmekle birlikte yaklaşık 4 saat kadar sürer.

BYPASS AMELIYATI (KORONER ARTER BY-PASS AMELIYATI)

Kalp krizleri anjina ve diğer sorunlar arterlerde tıkanma veya daralma sonucunda oluşur. çoğu yakalarda başlangıçta önleyici ilaçlar kullanılmalıdır. Bunlara kilo verme, uygun diyet, şeker hastalığı (diyabet) ve yüksek tansiyonun tedavisi, egzersiz yapmak ve sigaradan kaçınmak gibi diğer faktörler de eklenebilir.
Bununla birlikte belli durumlarda en uygun olan şey Koroner Arter by-pass ameliyatı veya koroner anjiyoplastidir. Bu ameliyatlar ilaç tedavisinin cevap vermediği (yetersiz olduğu) veya arterlerdeki tıkanmanın fazla olduğu durumlarda kullanılır.

YÖNTEM

"By-pass" aynı işi görecek diğer yol anlamına gelir. Bir Koroner Bypass operasyonu genelde uyluktan olmak üzere toplardamarlardan kısa bir parça almayı ve Koroner Arterlerdeki tıkanmayı ortadan kaldırarak, oraya fazla miktarda kan gelmesini sağlamak amacıyla bu parçayı kullanma operasyonunu kapsar. Operasyona dahil olan arter sayısı ortalama 4 veya 5 olmakla birlikte operasyon, bu artererin 8 veya 9 segmentini (bölümünü) de kapsayabilir. Uyluktaki bu toplardamarlarda, kendilerinden bir parça alındığı için zamanla tıpkı koroner arterlerdeki gibi tıkanmalar gelişebilir. Bunun için ayrıca tedavi veya başka bir operasyon gerekli olabilir Son yıllarda bu ameliyat için gerekli olan parça göğsün ön kısmında uzanan iç meme arterinden sağlanmaktadır. Bu arterler göğüs kafesi orta kemiğinin (sternum) her 2 tarafında bulunur. Bu arterleri kullanmanın en büyük avantajı daha sonra gelişebilecek olan aterosklerozu engellemektedir. Ancak bunlar bazen kullanılabilmekte, bazen de kullanılamamaktadır.
Bu ameliyat için hasta tam olarak uyuşturulur. Ameliyatın bir kısmı için hastanın dolaşımı Kalp-Akciğer makinesine bağlanır Meme arterlerinin alt ucu koroner arterle birleştirilir. Ameliyatın süresi yapılan iş miktarına bağlı olarak 2 veya daha fazla saat sürer.

SONUÇLAR

Kalbe uygun miktarda kan gelmesi tekrar sağlanır. Anjina veya koroner arter sorunları ortadan kalkar fakat bu sorunları ortaya çıkaran hastalıklar tedavi edilemez.
By-pass segmentleri kapsamına giren arterler diğer vücut arterlerinden farklı olarak koroner arter gibi çalışırlar. Bu yüzden by-pass ameliyatından sonra, düşük kalorili diyet, hayat tarzı değişiklikleri gibi tedbirlerin alınması oldukça önemlidir.

İYİLEŞME VE REHABİLİTASYON

Hasta yaklaşık 5-7 gün arası hastanede kalır. Operasyondan sonra birkaç gün özel kardiyak ünitelerinde kalma zorunluluğu doğabilir. Burada kalbinizle ilgili atım ve ritim durumları ile diğer işaretler ekranda görülebilir. Yiyecek ve içecekler toplardamarlardan verilir. Oksijen takviyesi ve Respiratör (solunum makinesi) gerekli olabilir. Doktor ve cerrahınız iyileşmenin ilerleyen haftalarındaki aktiviteleriniz ve tekrar başlayacak normal faaliyetlerinizin derecesi hakkında size bilgi verecektir.

AMELİYAT SONRASI BAKIM

Hasta yaklaşık 4 saat süren ameliyattan sonra yakından izlenebilmek ve gerekli monitörizasyonun yapılabilmesi için yoğun bakım ünitesine alınır. Burada aynı zamanda ameliyat sonrası erken dönemde hasta için gerekli olan solunum desteği de sağlanır. Bu amaçla hasta ağzına yerleştirilmiş bir boru yoluyla solunum cihazına bağlanır. Ayrıca kol ve boyunda bulunan serum hatları ve kablolar yoluyla gerekli tedavi ve takip yapılır. Bunlar şaşırtıcı, belki de ürkütücü gelebilir ancak tüm kalp ameliyatı geçiren hastalarda uygulanan ve hiç bir zaman durumunda olumsuzluk olduğu anlamı taşımayan bu cihazlar yalnızca yakın takip ve güvenlik için uygulanır.
Yoğun bakımda kalış süresi ortalama 2 gün kadardır. Bu süre ameliyatın türüne ve tedavinin şekline göre uzayabilir. Yoğun bakımda kalış süresinin uzaması her zaman olumsuzluk işareti değildir. Daha güvenli şartlarda takip ve tedavi amaçlanır.

İYİLEŞME DÖNEMİ

Koroner bypass ameliyatlarından sonra tam olarak iyileşme dönemi 2-3 ayı bulur. Hastanın iyileşme durumuna bağlı olarak 3 ile 8 hafta sonra araba kullanmaya başlanabilir.
Cinsel aktivite içinse 3 ila 6 haftanın geçmesi beklenir. Büro işiyle uğraşanlar 4 ila 6 hafta içinde görevlerine dönebilir. Fiziksel güç isteyen işte çalışanların ise işe dönmek için 12 haftayı beklemeleri gerekir. İşe dönüş zamanı ve diğer aktivitelere başlama hastadan hastaya farklılık gösterebilir. Bu nedenle ilk poliklinik kontrolünde daha kesin bilgiler verebilir.

KORONER BYPASS AMELİYATLARINDA KLASİK YÖNTEM NEDİR ?

Ameliyat öncesi hasta genel anestezi ile tamamen uyutulur ameliyat safhasında herhangi bir şey hissetmez ve ağrı duymaz. Ameliyatı  yapan cerrah kalbe erişebilmek için göğüs kemiğini yukarıdan aşağıya doğru özel bir cihazla keser. Daha sonra kalp ve akciğer kan dolaşımı özel hatlarla kalp-akciğer makinasına bağlanır. Açık kalp ameliyatı da denilen bu yöntemde kalp bir süre durdurulabilir, bu safhada kalp ve akciğerlerin görevini bu cihaz üslenir. Cerrah kansız ve hareketsiz hale gelen kalpde istediği işlemi yaptıktan sonra kalbin tekrar çalışmasını sağlar. Daha sonraki aşamada kalp-akciğer makinasıyla kurulmuş olan
bağlantılar ortadan kaldırılır, kesilmiş olan göğüs kemiği özel çelik tellerle dikilerek
eski durumuna getirilir.

KALP-AKCİĞER MAKİNASI KULLANILMADAN (POMPASIZ) KORONER BYPASS AMELİYATI NEDİR ?

Pompasız yöntem olarak da bilinen bu ameliyatlarda cerrah işlemi çalışan kalpde yapar. Bu nedenle bu ameliyatlar açık kalp ameliyatı değildir.
Dolayısıyla klasik yöntemde kullanılan kalp-akciğer makinasının bir çok olumsuzlukları ortadan kalkar. Pompasız yöntemde kalbin görevini üstlenen bir cihaz olmadığı için kalp vücudun ve özellikle de beyinin gereksinimi olan kanı işlem esnasında pompalamaya devam eder. Bu nedenle kalbin pompalama gücünü önemli derecede etkileyen hareketlerden kaçınmak gerekir. Bu cümleden de anlaşılacağı gibi kalbin arka duvarını besleyen damarlara, bu yöntemde her zaman ulaşabilmek mümkün olmamaktadır. Pompasız ameliyatlarda kalbe erişim klasik yöntemde olduğu gibi göğüs kemiği yukarıdan aşağıya doğru kesilerek veya sol meme altından küçük kesi ile de olabilir. İşlemi gerçekleştirebilmek için bypass yapılacak koroner arter bölgesi özel bazı aletlerle (stabilizatör) hareketsiz duruma getirilir, böylece cerraha kısmen hareketsiz bir alan sağlanır.

KORONER ARTER HASTALIĞINDAN KORUNMA İÇİN ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

Özellikle ameliyat olmuş hastalar için daha fazla önem taşır. Koroner bypass sonrası yeniden hastalık gelişmesi riskini en aza indirmek için hastanın yaşam tarzında önemli değişiklikler yapması gerekir. Bunlar, sigaranın bırakılması, düzenli egzersiz, fazla kilolardan kurtulma, kan kolesterol seviyesinin düşürülmesi, şeker hastalığının ve yüksek tansiyonun kontrol altına alınması, uygun diyet, gerekli ilaçların kullanımı ve düzenli aralıklarla doktor kontroludur.

KORONER BYPASS CERRAHİSİNDE KULLANILAN GREFTLER NELERDİR ?

Bilindiği gibi koroner bypass işlemi darlık olan arter bölgesinin arkasına yeni bir damarla kan götürmek demektir. Darlığın arkasına yeterli kan taşımak için kullanılan bu yeni damara “greft” adı verilir. Greftler hastanın kendi atar veya toplar damarlarından hazırlanabilir. Atardamarlardan (arter) hazırlanan greftlerin, toplardamarlardan (ven) hazırlanan greftlere göre daha uzun süre açık kalma gibi bir avantajı vardır.

EN ÇOK KULLANILAN GREFTLER HANGİLERİDİR ?

İnternal mammarian arterler (meme atardamarları): Uzun süreli açıklık oranı nedeniyle koroner arter cerrahisinde en sık kullanılan grefttir. Meme atardamarı göğüs duvarının iç kısmında, akciğerlere bakan yüzünde, göğüs kemiğinin iki yanında yukarıdan aşağıya doğru seyreder.
Radial arter (kol atardamarı): Atardamar greftleri arasında ikinci sıklıkla tercih edilendir. Ön kolumuzda biribirine paralel 2 atar damar mevcuttur. Bunlardan biri radial, diğeri ise ulnar arterdir. Bir çok insanda radial arter olmasa bile ulnar arter ön kolun ve elin kanlanması için yeterli olur. Bu nedenle uygun hastalarda radial arter greft olarak kullanılabilir. Doktorunuz ameliyat öncesi yapacağı basit bir testle radial arterin kullanılıp kullanılmayacağına karar verebilir. Radial arterin greft olarak kullanıldığı hastalarda ameliyat sonrası en az 6 hafta ilaç kullanımı gerekir.

Safen ven (bacak toplardamarı): Koroner bypass cerrahisinin ilk dönemlerinden beri kullanılır. Açık kalma oranı atardamar greftlerine göre daha düşüktür. Ancak arteriyel greftlerin her hangi bir nedenle kullanılamadığı durumlarda veya 4 ya da daha fazla damara bypass gereksinimi olduğu durumlarda hastalarda toplardamar greftleri de kullanılabilir.

 
 
     
 
 

PERİFERİK ARTER HASTALIĞI

Sık rastlanan bir dolaşım problemi olan periferik arter hastalığı vücuda kan taşıyan damarlarda daralma ve taşınan kanda azalma ve yetersizlik ile karakterlidir. Böyle bir hastalık söz konusu olduğunda genellikle bacaklarda yeterince kanlanamamaya bağlı bulgular ortaya çıkar, özellikle yürüyüş sırasında gözlenen bacak ağrısı en sık rastlanan bulgudur. Aterosklerozun (damar sertliği) bacak arterlerini tutması önemli bir nedendir. Kalpten kalça ve bacaklara giden damarlarda daralma ile karakterli periferik arter hastalığı genel olarak erken yakalanabildiğinde egzersiz, sağlıklı diyet ve sigaranın bırakılması ile başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir. Aynı tedavi kalp hastalığı ve inme riskini azalmasında da etkili ve yardımcı olacaktır. 

BULGULAR 

Periferik arter hastalarının yarısında ya hafif bulgular vardır ya da hiç bulgu yoktur. Hastaların üçte birinde aralıklı bacak ağrısı söz konusudur. Bacak ve kollarda hareket sırasında kas ağrısı ve kramplar gözlenmesi ve birkaç dakika istirahatle ağrının kaybolması bu hastalık için tipik olan ağrıdır. Ağrının yeri tıkanan damarın yerine bağlıdır ve genelde en çok baldır bölgesi tutulur. Ağrının şiddetli olması ve normal fonksiyonları engelleyecek düzeye ulaşması mümkündür. Diğer bulgular şunlar olabilir:

  • Bacaklarda uyuşma ve güçsüzlük
  • Soğuk bacak ve ayaklar
  • Ayaklarda, başparmakta ya da bacaklarda iyileşmeyen yaralar
  • Bacaklarda renk değişimleri
  • Bacaklarda kılların kaybı
  • Tırnaklarda değişimler

Hastalık ilerlediğinde ağrı istirahatte de görülmeye başlar. Bazen uykuyu engelleyecek kadar şiddetli olabilir. Bacakları kanepenin kenarına kaldırarak veya oda içinde biraz hareket ederek ağrı hafifletilebilir. 

NEDENLER 

Periferik arter hastalığının en önemli sebebi aterosklerozdur. Arter duvarlarında yağ depozitlerinin birikmesi ve bunların dolaşımı engellemesi sonucu hastalık meydana gelir. Diğer nedenler ise pıhtı oluşumu, yaralanmalar, bazı anatomik bozukluklar ve enfeksiyonlardır. 
 
RİSK FAKTÖRLERİ

Periferik arter hastalığı riskini arttıran durumlar:

  • Sigara içmek
  • 50 yaş üzerinde olmak
  • Şeker hastası olmak
  • Şişman olmak
  • Tansiyon hastası olmak ve ailede tansiyon hastalığı öyküsü bulunması
  • Kolesterol, trigliserid gibi kan yağlarının yüksek oluşu ve ailede böyle bir öykü bulunması

Özellikle sigara içimi ve diyabet hastalık riskini çok arttırır ve ayrıca hastalığın komplikasyonlarının riskini de arttırırlar. 

NE ZAMAN HEKİME BAŞVURULMALI?

Eğer bacak ağrısı, uyuşması gibi bulgularınız varsa bunları yaşlanmanın normal olayları gibi değerlendirmemelisiniz. Eğer aşağıdaki bulgulardan herhangi biri mevcutsa doktorunuza başvurmalısınız;

  • Yürüyüşle gelen bacak ağrısı
  • Bacaklarda uyuşma ve güçsüzlük
  • Bacaklarda veya ayaklarda soğukluk
  • İyileşmeyen yaralar
  • Bacaklarda renk değişimleri
  • Bacak ve ayaklarda kılların dökülmesi
  • Ayak tırnaklarında değişiklikler oluşması

Bu hastalıkta erken tanı sadece ayak ve bacaklarınızı kurtarmak için değil aynı zamanda kalp krizi, inme ve bunlar gibi problemlerin önlenebilmesi açısından da önemli ve değerlidir. 

TANI

Doktorunuz bacak ve ayaklarınızda nabzınızı da muayene ederek ayrıntılı bir muayene yapacaktır. Bu bölgedeki arterleri steteskopla dinleyebilir, ayaklardaki yaraları dikkatle inceleyip, bacaktan tansiyon ölçümü yapabilir. Ayrıntılı muayeneye ek olarak aşağıdaki testler istenebilir:

  • Bacaktan egzersiz sonrası tansiyon ölçümü ve kol tansiyonu ile karşılaştırılması
  • Anjiyografi, BT ve MR
  • Elektrokardiyografi (EKG)
  • Kan testleri
  • Ultrasonografi

KOMPLİKASYONLAR

Periferik arter hastalığı bacak ve ayaklarda zor iyileşen veya iyileşmeyen yaralar açılmasına neden olabilir. Eğer şeker hastalığı söz konusuysa yara oluşma riski daha da yüksektir. Bu yaralar zamanla gangren oluşumuna yol açabilir. Bu ise bacağın kesilmesi ile sonlanabilir. İnme ve kalp krizi gibi komplikasyonlar da oldukça sık görülür. Çünkü bunların nedeni de aterosklerozdur. 
 
TEDAVİ

Periferik arter hastalığı tedavisinin 2 büyük hedefi vardır, ilki şikayetlerin düzeltilmesi, ikincisi ise aterosklerozun azaltılarak kalp krizi ve inme riskinin de düşürülmesidir. Hayat tarzındaki düzenlemeler, sigaranın bırakılması, diyet değişiklikleri ve egzersizin yanı sıra ilaçla tedavi, kolesterolün düşürülmesi başta ağrı olmak üzere diğer bulguların ve komplikasyonların ortadan kaldırılması için gerekli adımların başında gelir. 

İlaç tedavisi:

  • Kolesterol düşürücüler: kötü kolesterol olarak adlandırılan LDL kolesterolün 100 mg/dl nin altına çekilmesi böylece kalp krizi ve inme riskinin azaltılması amacıyla başta statinler olmak üzere kolesterol düşürücü ilaçlar kullanılabilir.
  • Tansiyon düşürücüler: tansiyonun 140/90 mmHg nin altına çekilmesi için uygun olan ilaçlar başlanabilir.
  • Kan şekerini düzenleyen ilaçlar: şeker hastalığı riskleri arttırır. Şekerin kantrol altına alınması şarttır.
  • Kanın pıhtılaşmasını önleyen ilaçlar: aspirin ya da pıhtı önleyici ilaçlar kullanılır.
  • Şikayetleri gideren ilaçlar: kan akımını hızlandırıcı ilaçlar kullanılır.

ANJİYOPLASTİ VE CERRAHİ TEDAVİ:

Anjiyo ile tıkalı damara ulaşılıp tıkanma bölgesine stent yerleştirilerek tıkanıklığın açılması, bypass amelyatı ile tıkanan damarın yerine başka bir damar takılarak dolaşımın yeniden sağlanması, pıhtı çözücü tedavilerin damar içine girilerek uygulanması diğer tedavi yöntemleridir. Kontrol altında uygulanacak bir egzersiz programı size önerilebilir. Bu şekilde uygun oksijenlenme sağlanarak tedaviye yardımcı olunabilir. 

TEDBİRLER

Pek çok kişi sadece sigarayı bırakarak ve sağlıklı bir yaşam tarzına geçerek periferik arter hastalığını durdurmayı başarmıştır.

  • Egzersiz: uygun egzersizle kasların oksijeni daha iyi kullanması sağlanabilir. Ağrısız yürüyüş süresinin uzatılması tedavilerin etkinliğini kontrol etmede önemli bir belirteçtir.
  • Sigarayı bırakmak: kesinlikle şarttır.
  • Sağlıklı beslenme: kan basıncını, kolesterolü ve kan şekerini uygun kılacak sağlıklı bir diyet ateroskleroz riskini de azaltacağından oldukça önemlidir. Bu amaçla kalp hastalıklarından korunmak için beslenme başlıklı yazımızda ayrıntılı açıklamalar bulacaksınız.
  • Ayak bakımı: periferik arter hastalığı bulunanlar özellikle de şeker hastaları ayak bakımına özen göstermek zorundadırlar. Bu amaçla yapılması gerekenler şu şekilde özetlenebilir:
  1. Ayaklarınızı her gün yıkayıp nemlendirici krem sürerek daha sonradan yara oluşumuna zemin hazırlayabilecek çatlakların oluşumunu önlemelisiniz.
  2. Ayağınıza uygun ayakkabılar ve kalın ve kuru kalan çorapları tercih edin.
  3. Ayaklarınızda mantar enfeksiyonu oluştuğunda hemen tedavi ettirin.
  4. Ayak tırnaklarınızı keserken dikkatli olun.
  5. Çıplak ayakla yürümekten kaçının.
Herhangi bir deri yarası gördüğünüzde gecikmeden derhal doktora başvurun.
 
 
 

KRONİK VENÖZ YETMEZLİK (VARİS)

Normalde atar damarlar tarafından hücrelere kadar taşınan oksijenli kan, kullanıldıktan sonra ven adı verilen toplar damarlar tarafından kalbe taşınır. Her organın kendine ait, kirli kanı taşıyan bir toplar damarı bulunur. Hepsinde olmasa da genelde bu damarlarda kanı kalbe doğru yönlendiren ve geri kaçmasını engelleyen kapakları var.

Varis nedir ve sıklığı nedir?

Varis bacak toplardamarlarının genişlemesi, uzaması ve büklümlü hale gelmesi olarak tanımlanır. Ülkemizde sağlıklı istatistikler bulunmadığından tam sıklığını bilmiyoruz. Ancak batı toplumumunda % 10-20 gibi yüksek oranda görülmektedir. Buradan yola çıkılarak Türkiye’de 5 milyon bireyde değişik derecelerde varis olduğu öngörülebilir. Kadınlarda erkeklerden daha sıktır. Yaşla birlikte varis görülme olasılığı çok artmaktadır.

Neden oluşur?

Aslında varisin oluşma nedeni tam olarak bilinmemektedir. Oluşan temel sorun toplardamar duvarında oluşan yapısal bozukluk nedeniyle damarın genişlemesidir. Ancak asıl başlangıcın damar duvarındaki bozukluk mu, yoksa kapakçıklardaki hasar mı olduğu net değildir. Varise ailesel bir yatkınlık söz konusudur ve olguların önemli bir kısmında aile bireylerinde de varis vardır.
Hamilelerde de varis sıktır. Bunun nedeni erken dönemde değişen hormonal dengedir. Bilindiği gibi hamilelik sürecinde anne de bazı hormonların düzeyi çok artar. İşte bu hormonlar damar duvarındaki düz kasları da etkiler ve damarlar genişler. Daha ileri hamilelik döneminde anne rahminde büyüyen bebeğin mekanik olarak etraftaki toplardamarlara baskı yapmasıda rol oynar. İyi olan doğum sonrası birkaç ay içinde bu varislerin %60-70 oranında düzelmesidir.

Varislerin daha nadir olan nedenleri de vardır. Derin toplardamarları tıkalı olan bireylerde yüzeysel toplardamarlar tüm bacağın kirli kan dönüşünü üstlenirler. Bu nedenle çapları artar ve varis görünümü alırlar. Ancak bu damarlara dokunulmamalıdır, çünkü bunlar vücudun bir savunma mekanızmasıdır. Ayrıca atardamar ile toplardamarlar arasında bağlantılar oluşan bazı hastalarda da varis oluşabilir. Buradada altta yatan hastalık düzeltilmelidir.

Normal ve anormal kapakçıkların çalışması. Sağdaki kapağın fonksiyon bozukluğu kanın bacağa geriye kaçmasına ve yakınmalara yol açacaktır.

Hastalığın dereceleri nedir?

Toplardamar hastalıklarının şiddeti günümüzde 0-6 arasında belirtilmektedir:

Derece O: Görülebilen toplardamar hastalığı yok
Derece 1: 1-3 mm çapında ince varisler
Derece 2: Çapı 4 mm üzerinde olan gerçek varisler
Derece 3: Bacakta şişlik
Derece 4: Ciltte kahverengi-siyah değişiklikler 
Derece 5: Cilt değişiklikleri ve ayak bileği çevresinde iyileşmiş yara
Derece 6: Açık yara olması (hemen daima ayak bileği içi tarafında)

Varis Tipleri

Yakınmalar:

Çapı 1 mm civarında olan genişlemelere kılcal varis denmektedir.  Kılcal varisler genelde görüntü bozukluğu dışında bir yakınmaya yol açmazlar. Özellikle çapı 3-4 mm üzerinde olan varislerde ise görüntü bozukluğuna ek olarak belirgin yakınmalar başlar.  Uzun süre ayakta kalma sonrası bacakta ağrı, şişme, hassasiyet ve ağırlık hissi oluşabilir. Hastalar bacakta sürekli bir sızlama olduğunu ve dinlenseler de kolay kolay geçmediğini farkederler. Bu yakınmalar günün sonuna doğru çok belirgin hale gelir ve hastalar ayakkabılarının dar geldiğini tanımlar. Bayan hastalarda adet dönemlerinde yakınmalar belirgin olarak artar. Geç dönem varis hastalarında özellikle ayak bileği iç tarafında şişme ve siyaha yakın renk değişikliği başlar. Bu alan kaşıntılıdır ve ayakkabı vurması gibi küçük kaza ile yara açılabilir. Bu yaralar tipik olarak geniş, ancak derin olmayan yaralardır, tedavi çok güçtür. Açılan bu yaraların kapanması için uzun süren pansumanlar gereklidir ve tedavi hayat boyunca süregelir.

Tedavi edilmeyen varislerde gelişebilecek bir diğer komplikasyon enfeksiyondur. Varis kanın göllendiği alandır ve kan mikroplar içinde çok iyi bir beslenme ve çoğalma ortamıdır. Enfeksiyon gelişirse bu alanda kızarıklık, bölgesel ısı artışı, hassasiyet ve şişlik oluşur. Tedavi öncelikle antibiotikler ile enfeksiyonun kontrolüdür.
Tanıda kullanılan radyolojik yöntemler:  Günümüzde en sık kullanılan yöntem Doppler ultrasondur. Bu yöntem ile gözle görülemeyen derin toplardamarlar incelenebilmekte, kapak yetersizliği değerlendirilebilmektedir. Varis tedavisi öncesi altta yatan tüm sorunları anlayabilmek için Doppler ultrason gittikçe daha sık kullanılmaktadır.

Vücudun tüm yükünü taşıyan bacaklardır. Kanın yerçekimine karşı ayak parmaklarından başlayarak yukarı doğru kalbe geri dönmesi, bir nehirin tersine akması kadar zor. Atardamarlarda kanı pompalayan kalptir. Bu görevi bacaklarda kas pompası adını verdiğimiz baldır adeleleri üstlenir. Özellikle dizaltındaki baldır adeleleri yürürken kasılarak kirli kanın büyük kısmını taşıyan kaslar arasındaki iç toplar damarları sıkıştırarak kanın kalbe doğru ilerlemesini sağlarken, kapaklarda kanın geri kaçmasını engeller. Tıpta  kronik venöz yetmezlik adı verilen varisler (özellikle bacaklarda) bu mekanizmanın bozulması sonucunda toplar damarların belirginleşerek, genişlemesi ve kıvrımlaşmasıdır. Vücudumuzdaki belirli bir bölgesindeki venlerin (toplar damarların) düzensiz bir biçimde uzaması, genişlemesi ve kıvrımlar oluşturmasına varis denir. Latince varix kelimesinden türetilmiştir. Varix kıvrım yapmış anlamına gelir. Kalbimizden kaynak alıp bacaklarımıza giden temiz kan yerçekiminin ve kalbin basınçlı pompalamasından dolayı arterler vasıtası ile kolayca yol alırken kirli kanı kalbe götüren toplardamarlar yerçekimi gücüne karşı çalışırlar. Yerçekimine karşı kanın geri taşınması işlemi başlıca 3 etkenin yardımı ile gerçekleşir.

  • Toplardamarların elastik duvarlarının direnci
  • Tek yön geçişe izin veren minik kapakçıklar

Alt bacak kaslarının kasılarak pompa etkisi göstermesi

MODERN AÇIK CERRAHİ

Geleneksel stripping ameliyatı,  sonuçları iyi olmakla beraber,  toplar damarın çıkarılması sırasında uygulanan teknik nedeniyle etraf dokulara oldukça hasar veren  bir işlemdir. Son yıllarda geliştirilen yeniliklerle açık cerrahi çok farklı uygulanmaya başlamıştır. Ameliyattan  önce uygulanan damar ultrasonu ile varis kaynağı olan toplar damarlar işaretlenmekte, bu sayede ameliyat planı çok güvenilir şekilde yapılabilmekte ve uygulanacak kesiler görünmeyecek kadar çok ufak olabilmektedir. Kasığa yapılan 2 cm lik kesi ve diz altına yapılan 2-5 mm lik iz bırakmayan ufak kesilerden varis kaynağı olan toplar damarlar çıkarılabilmektedir. Hasta aynı endovenöz lazer uygulaması gibi 1 gün sonra taburcu olmaktadır. Hastaya ameliyat sonrasında özel bir varis çorabı giydirilmektedir. Ameliyat sonrası günlük yaşantıda herhangi bir kısıtlama getirilmemektedir. Ameliyat sonrası  ağrı ve deride geçici olabilecek renk değişiklikleri bu şekilde uygulanan açık cerrahi ile endovenöz ablasyon yöntemlerine göre çok daha az olmakta ve endovenöz lazer sonrası olabilecek nüks (tekrarlama) ihtimali de ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle son yıllarda bir çok hastada tekrar açık cerrahi tercih edilmeye başlanıldı.

 
Mutlaka cerrahi tedavi gerekteren varisler.

 ENJEKSİYON  TEDAVİSİ (SKLEROTERAPİ)

İlaç ile varis kapatma yöntemi özellikle yankanal toplardamarlarında, ipliksi damar varislerinde ve retiküler varislerde kullanılır. Bu yöntem ipliksi varislerde ve retiküler varislerde görsel açıdan secilir. İlaçla varis kapamanın prensibi hastalanmis toplardamara özel bir ilac enjekte edilerek toplardamarın iç duvarlarının kalıcı olarak birbirine yapışmasını sağlamaktır. Aynı sekilde Lazer ışını da kullanılabilir. Bunlar cildin üst yüzeyinden geçip, ipliksi varisleri kapatır.

Skleroterapiye uygun varis

İLAÇ TEDAVİSİ
Venoprotektif denilen toplar damar cidarındaki kasları güçlendirdiği söylenen ilaçlar toplar damar basıncına bağlı olarak çevre dokulara sızan sıvının azalmasını sağlayarak şikayetleri azaltır. İlaç bırakıldığında şikayetler yeniden başlar. İlaç kullanımı varisi iyileştirmediği gibi ilerlemesinide durduramaz. Özellikle hamilelik döneminde belirginleşen varislerde diğer tadavi yöntemleri erteleneceği için geçici olarak kullanılabilir.

VARİS ÇORABI KULLANIMI: Varis çorabı bacaklarınızdaki kan akımına yardımcı olur ve bacaklarınızın şişmesini önler. Bu konuda dikkat etmeniz gereken hususlar şunlardır; Doktorunuzun önerdiği süre boyunca varis çorabını kullanmaya devam ediniz. Varis çorabını sabahları yataktan inmeden önce giyin. Eğer gün içinde çıkarmak gerekirse tekrar giyerken bir müddet uzanın bacaklarınızı biraz yüksekte tutun. Daha sonra giyebilirsiniz. Gece yatarken varis çorabı giymeye gerek yoktur.

 

 
 

HEMODİYALİZ HASTALARINDA DAMAR YOLU SEÇENEKLERİ

Niçin hemodiyaliz için damaryolu gereklidir?

Hemodiyaliz makinesinin yeterli diyaliz yapabilmesi için dakikada 300-400 cc kadar kana ihtiyacı vardır. Vücudumuzda bu kadar yüksek akımı sağlayabilecek sürekli kullanıma uygun bir damar yoktur. Bu sebeplerle bu akımı sağlayabilecek damaryollarının oluşturulmasına ihtiyaç vardır.

Hemodiyaliz amaçlı damaryolları hangileridir?

Damaryolları fistül,  greft (yapay damar)  ve kataterdir.

Damaryolu ideal olarak ne zaman hazırlanmalıdır?

Böbrek yetmezliği tanısıyla izlenen hastalara ideal olarak diyaliz başlamadan  3-6 ay önce damaryolu hazırlanmalıdır.

Damaryolu nerede oluşturulacak ?

Damaryolunuz öncelikle az kullandığınız kolunuzda oluşturulur. Damar yapınıza göre el bileği veya dirsekte damaryolunuzun oluşturulmasına karar verilir. Kollardaki seçenekler bittiysebacakta yapay damar seçeneğini cerrahınız size  sunabilir.

Damaryolumun kullanılabilir hale gelmesi için ne kadar süre gereklidir?

Fistülün olgunlaşması için en azından 1 ay, ideal olarak 3-4 aylık bir süre gereklidir.Bu esnada damarlar kalınlaşır ve toplardamarın çapı ve duvar kalınlığı artar. Greftlerin kullanılabilmesi için 2-3 haftalık olgunlaşma ve iyileşme süresi gereklidir. Bu sürede greftte akım artar ve tekrarlayan iğne girişleri için daha sağlam bir yapı kazanır.

Katater Nedir?

Katater diyalize girmek için büyük toplardamarlara takılan esnek boru sistemidir. Kataterin dışında kan alıp vermeye yarayan 2 bağlantı bölümü vardır. Diyaliz seansı sırasında bir bağlantıdan kan alınır, makinede kan temizlenir ve diğer bağlantıdan hastaya geri verilir. Kataterler kalıcı damaryolunuz olmadığında veya fonksiyon kaybı geliştiğinde uygulanan yöntemdir. Geçici diyaliz kateterleri boyundan veya kasıktan yerleştirilir. Kataterler tecrübeli kişiler tarafından her türlü kalp ve damar cerrahisi müdahalesinin yapılabileceği merkezlerde takılmalıdır. Kataterler yerleştirildikten hemen sonra kullanıma hazırdır. Kataterler kalıcı damaryolu çalışır hale gelinceye kadar hastalara zaman kazandırır. Boyundaki kataterler ideal olarak 3 hafta, kasıktaki kataterlerin ise 1 hafta kullanılması önerilmektedir. Diyalizde tercih edilen yöntem boyun kateterleridir.

Neden boyundan takılan kataterler tercih edilmektedir?  

- Boyun kataterleri hastanın günlük yaşamda daha az kısıtlamaya yol açar.
- Boyun kataterlerinin tıkanma ihtimali daha azdır ve daha uzun süre kullanılabilir.
- Boyun kataterlerinin enfeksiyon riski daha azdır.
- Boyun kataterleri fistül ve greft operasyonları için daha az sorun yaratır.

 Kataterlerin sakıncaları ve potansiyel riskleri nelerdir?

- Boyun kataterleri boyun hareketlerinde ve konforlu uyuma pozisyonunda bir miktar kısıtlama yapabilir. Kasık kataterleri ise yürüme ve diğer günlük aktivitelerinizde kısıtlanmaya yol açar.
- Kataterler uzun süre kullanıma uygun değildir. Kataterlerin uzun süre kullanımı enfeksiyon riskini artırır. Enfeksiyon genellikle kataterin çıkarılmasını veya enfeksiyonun diğer organlara yayılmasını önlemek için antibiotik tedavisini  gerektirir
- Aşırı terleme özellikle yaz aylarında enfeksiyon riskini artırabilir.
- Katater ile banyo yapamazsınız, denize ve havuza giremezsiniz.
- Katater takılması sırasında hayati tehlike oluşturabilecek riskler mevcuttur. Başlıca riskler akciğer zarının yırtılması, damarların yaralanmasına bağlı sorunlar ve ritm bozukluğudur.
- Kataterler toplardamar sisteminde daralma ve tıkanmalara yol açabilir. Bu ise fistül ve greft operasyonu şansınızı azaltabilir.
- Kataterler ile diyaliz için yeterli kan akımını  sağlayamaz  Bu ise yetersiz diyalize sebep olur.

 Kalıcı katater nedir?

Kalıcı katater daha uzun süre kullanılabilen bir katater çeşididir. Kalıcı katater cilt altında oluşturulan bir tünelden geçerek toplardamara girer. Katater üzerinde enfeksiyon yayılımını engelleyen bir keçe vardır. Ortalama kullanma süresi 6-12 aydır.

 Kalıcı kataterler hangi hastalarda tercih edilmelidir?

- Yaşam süresi beklentisi az olan ve genel durumu kötü hastalar
- Ciddi kalp yetmezliği bulguları izlenen hastalar
- Devamlı tansiyon düşüklüğü izlenen hastalar
- Kol ve bacaklarda fistül ve greft seçeneklerini kullanmış ve bu yöntemlerin uygun olmadığı hastalar
- Fistül ve greftin oluşturulmasının ve olgunlaşmasının uzun süre gerektireceği düşünülen hastalar.

Katater takılması öncesi nasıl hazırlık yapılmalıdır?

- İşlem öncesi 6 saat hiçbir şey yiyip içmeyiniz.
- Tansiyon ilaçları ve diğer ilaçlarınızı az miktar su ile alınız.
- Kan sulandırıcı ilaç kullanıp kullanmadığınızı doktorunuza bildiriniz. Doktorunuz önerdiğinde bu tür ilaçları kesiniz.
- Doktorunuza ağrı duymamanız için nasıl bir teknik uygulanacağını sorunuz.
- Şeker hastasıysanız ve insülin kullanıyorsanız işlem önceki dozunuz yapılmalıdır.

ARTERİOVENÖZ FİSTÜL AÇMA, TEKNİK BİLGİLER, STRATEJİ

İlk kez 1966 yılında Brescia ve Cimino tarafından gerçekleştirilen internal AV fistül günümüzde kronik hemodializ programının yürütülmesinde kullanılan en iyi yöntemdir.

Hastanın ilk fistülü ne zaman açılmalıdır?

Bir kronik böbrek hastasının AV fistülü, hemodializ tedavisinin başlamasından birkaç ay önce yapılmalıdır. Yani, hastanın kreatinin klirensi 15 ml/dk civarında iken AV fistülü hazır olmalıdır. Diabetik hastalarda bu süre biraz daha öne alınmalıdır. Radial arter normalde 20-30 ml/dk debiye sahiptir. Anastomoz sonrası bu akım 200-300 ml/dk'ya, matür bir AV fistülde ise 600-1200 ml/dk'ya kadar çıkar.
 

Arteriovenöz Köprü Greftler

Kronik böbrek hastasının kendi damarları ile AV fistül olanağı kalmayınca AV köprü greftler gündeme gelir. Başta ABD olmak üzere bazı ülkelerde özellikle sentetik greftler ilk alternatif olarak kullanılabilmekte iseler de, genel inanış köprü greftlerin daima ikinci alternatif olmaları yönündedir. AV köprü greftlerin bir dezavantajı da maliyetlerinin oldukça yüksek olmasıdır. AV fistüllerdeki gibi köprü greftlerde de öncellikle hastanın dominant olmayan üst ekstremitesi tercih edilmelidir. Ciddi hipotansif hastalarda alt ekstremite de kullanılabilir. Umutsuz bazı hastalarda ise aksiller arter-aksiller ven, femoral arter-aksiller ven, iliak arter ve ven, common iliak arter-inferior vena kava arasında köprü greftler kullanılabilir.

 
     
 

Greft yerleştirme tekniğinde önce uygulanacak arter ve ven disseke edilir, greft tünelle ciltaltına yerleştirilir.

 
     
   

Kalıcı damaryolu nedir ?

Kalıcı damaryolu  diyaliz hastalarının yıllarca diyalize girmelerine imkan veren uzun süreli kullanıma uygun yöntemlerdir. Kalıcı damar yolu yöntemleri:

-         Fistül ( Arteriovenöz Fistül): Atardamar ile toplardamarın kolda birleştirilmesi ile oluşturulan damaryolu seçeneğidir.

-         Greft (Arteriovenöz Greft): Damar yolunun atardamar ile toplardamar arasında yapay damar kullanılarak yapılmasıdır.

 

 

 
 

BUERGER HASTALIĞI (BUDAMA HASTALIĞI)

Tromboanjitis obliterans olarak ta bilinen buerger hastalığı orta ve küçük çaplı atar, toplar damarların ve sinirlerin sigaraya bağlı olarak gelişen tıkayıcı-iltihabi hastalığıdır. Damarlar  bir çeşit iltihabı pıhtı ile tıkanır ve  özellikle parmaklara giden kan akımını azalır ve sonuçta  parmaklarda şiddetli ağrı, bir türlü iyileşmeyen yaralar ve gangren ortaya çıkar.  
Hastalık genellikle 20 ile 40 yaşlarında erkeklerde başlar. Buerger hastalığında ayak ve elde özellikle istirahatte şiddetli ağrı ve yaralar vardır. Çoğu kez parmaklar kızarmış olduğu halde  soğuk ve ağrılıdır. Genelde parmaklarda basit nedenlerle başlayan ve bir türlü iyi olmayan çok ağrılı yara, iltihap veya gangren ortaya çıkar. Çoğu kez gövdeye yakın damarlar normal iken bacakta, kollarda uçlara yakın damarlar tıkalıdır ve kan tıkalı damarların çevresindeki küçük yandaş damarlar (kollateraller) aracılığı ile yetersiz olarak uçlara iletilir.  
 
Tedavi:

Tedavinin en önemli basamağı sigaranın bırakılmasıdır.
Sigarayı bırakan kişilerde amputasyon (doku yada uzvun kesilmesi) riski çok düşüktür. Buna  karşın sigara bırakılmadığında yaralar iyileşmez yada tekrar açılır ve sonuçta çok sayıda amputasyon gerekebilir.

Buergerli çok az sayıda hastada damarlar bypass cerrahisi için uygundur. Çoğu hastada hastalık bu tedavilere cevap vermez ve uzvun kesilmesi gerekir.

 
     
   

 

 
© 2010
Kütahya Evliya Çelebi Devlet Hastanesi